Garajımdaki ejderha ve komplocu şişeler

Bugün, işyerinde, alt düzey yöneticilerden biriyle oturmuş sohbet ediyoruz. Bazı işleri kolaylaştırmak ve daha sağlıklı istatistiksel geri besleme alabilmek amacıyla, kullandığımız yazılımların bazı noktalarında dramatik değişiklikler yapılması gerektiği filan ana konu idi. Nitekim kısa sürede bir sinerji oluştu ve oldukça yaratıcı, üstelik uygulanabilir fikirler de ortaya çıktı. Konuşmanın bir yerinde, ben, organizasyondaki dikey hiyerarşiden şikayet ettim ve örgüt yapısının fazla dikey ve fazla hiyerarşik olmasından dem vurdum. Bu yüzden, bu tür fikirlerin, projelerin, hele de çok geniş örgütlerde, alttan üstte doğru lanse edilmesinin imkansıza yakın olduğunu, ve bu çay sohbetiyle birlikte unutulmaya mahkum olacağını söyledim. Güvenli sularda yüzdüğümü, cevaben de hiyerarşik ve merkeziyetçi yapılarda aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya bağlantılarla ilgili, bizim yazılımlar meselesine de dokunan bir şeyler duymayı umuyordum. Aldığım cevap karşısında ise dumurlardan dumur beğenmek zorunda kaldım, uğramak üzere.

Meğer, bu hiyerarşik organizasyonlar, siyonizmin oyunu imiş. Bazı kilit ve üst düzey noktalara birkaç adamlarını yerleştirerek bu şekilde bütün organizasyonu kontrol ediyorlarmış. Bu siyonistler, bizim çalışmamızı, gelişmemizi, verimli iş görmemizi filan da asla arzu etmedikleri için, hep işlerimiz sakat gidiyormuş...

İçimden "Oha!" dedim, "Abi, n'aptın sen!" Dışımdan ise sustum elbette. Benim için sözün bittiği nokta idi burası. O, biraz daha devam etti teorilerine. Bütün düşünsel dizgelerim, onca birikimim, kişisel semiyolojik haritalarım filan hoop alt üst oldu, dumura uğradı. Herhangi bir karşı argüman üretmem imkansızdı, aslında imkansız değildi, ama faydasızdı. Peki, böylesi bir konudan siyonizmin komplolarına sıçrayabilme yeteneğine sahip olabilmek için ne yapmak gerekiyor? Bir insanın zihni, sağduyusu, zekası nasıl oluyor da bu denli sakatlanabiliyor? Anlamak mümkün değil, ama kitapçıların best-seller raflarını gün geçtikçe iyiden iyiye kaplamaya başlayan über milliyetçi, hiper ulusalcı, şöven pop-kitaplara bir göz atmak, elimize ipin ucunu verebilir.

Bu olay, Carl Sagan'ın meşhur garajımdaki ejderha hikayesine denk düşüyor epey. Adam gelmiş, bana garajımda bir ejderha var diyor. "Göster," desem, "İşte orada, görmüyor musun?" diyecek. "Görmüyorum!" desem, "Tabii ki göremezsin, o görünmezdir," diyecek. Ne yaparsam yapayım, ne sorarsam sorayım, bu oyundan galip çıkamayacağım. O ise, ejderhasıyla birlikte kendi fantastik dünyasında mutlu mesut yaşamaya devam edecek.

Bu tip adamların her şeyi siyonistlere, Amerika'ya, İsrail'e, nurculara, diğer cemaatlere, sabetayistlere, bazı partilere, hıristiyan misyonere, yahudilere, Avrupa'ya, Soros'a, masonlara, "liboşlara", komünistlere ve şu anda aklıma gelmeyen "odaklara" (ve bunların hain işbirlikçilerine) bağlama hususunda olağanüstü bir yetenekleri vardır. Hepsine birden de bağlayabilirler kolaylıkla. Çünkü uygun bir anını yakalayıp ağızlarını ararsanız, zaten hepsinin aynı kişiler olduklarından emin olduklarını görürsünüz.

Sert olacağını umduğunuz haşlanmış yumurtanızın, o kadar da pişirmenize rağmen neden hala rafadan kaldığı konusunda kafanız mı karıştı? Bence bu Yahudilerin bir oyunu. Türkiyenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerini arz-ı mevud kabul ettikleri için, oralarda yatırımlar yapılamıyor. Nasıl bütün petrol kuyularımıza beton döktülerse, tavuk çiftliklerimizi de açtırmıyorlar. Oysa, İsviçreli bilimcilere göre, tavukçuluk açısından en uygun iklim ve su orada bulunuyor. Sizin yumurtanız ise, İç Anadoludaki tavuk çifliklerinden evinize geliyor. Bu bölgedeki gece gündüz arası sıcaklık farkları ve sudaki kireç oranının yüksekliği nedeniyle, yumurtaların kabukları daha sert ve daha kalın oluyor. Bu yüzden, yumurtayı 5 dakika daha uzun kaynatmanız gerekiyor, ki dilediğiniz kıvama gelsin! Nasıl? Oysa bütün mesele, yumurtayı haşladığınız kaba nispeten soğuk ve fazlaca su koymanızdı. Yumurta bir süre geç pişmeye başladı bu yüzden.

Bu tip zihinsel çocuklukların ve ciddi düşünsel iflasın mekanizmalarını araştırmak lazım. Çünkü, çok rastlamaya başladım, şu gencömrümde.