Memleket siyasetinde laikliğin en uzun ölçekli tartışmasını mevcut zaman diliminde tartıştığımız bir gerçek. Seksen beş yıllık rejimin geçmişinde laiklik hiç bu denli ısrarlı zorlamalara muhatap olmamış, esnetilmeye çalışılmamış, kamusala inmemiş, çene altına düşmemişti.
İnsan bir kez düşmeye görsün değil mi?

Bu seküler, bu yaş, bu hilaf-ı red olgusu ilk kez millet meclisinde tartışıldığında cumhuriyet daha bebeydi. Dört aylık bir emekleme dönemindeydi.
Mecliste bu seküler konunun mahiyeti adına üç kanun gündeme alınmıştı. Bunlar Mustafa Kemal'in 'olur'uyla meclise taşınan; 'hilafetin ilgası' (yok, hilafların olga'sı değil), 'tevhid-i tedrisat' ve 'evkaf ve şeriye vekaleti'nin kaldırılmasıydı.
Bazı tarihçiler -ya da kemalist retrospektifçiler-, rejimin bekasını, yahut kişiliğini oluşturan disiplinlerin bu devrim kanunları olduğunu söylüyor. O yüzden bu üç maddeye 'laikliği getiren yasalar' deniliyordu. Oysa din ile devlet işlerinin ayrışması portakal kabuğunu soymak kadar kolay değildir.
Şüphesiz ki dinler ve mezhepler, toplum ve bireyleri inanç köşesinde toplar. Buna mukabil bilim ise, eğitim görmüşleri, akıl–şüpheye, sorgulamaya davet eder. Cumhuriyet ise düşünce ve inanç özgürlüğü ekseninde bu değişken unsurları bir eğride doğrultmaya çalışıyordu.
Nihayetinde din dediğimiz hadise; toplumu ve üyelerini, kutsal ‘tanrı devleti’nin kulları olmaya çağırırken, devlet ise kendi kurduğu dünya devletinin yurttaşı olmaya zorlar. Laiklik yahut seküler devletten anladığım bu.
Geçelim emekleyen cumhuriyet ilgasına...
Bu yasalar CHP'nin cumhuriyet anlayışını belirleyen ilk devrimci çerçeveyi oluşturmuştu... Tabii aynı zamanda bu üç madde (laiklik kanunları) onay gördüğü zaman, hali hazırda bir cumhuriyet anayasası kabul edilmemişti.
Şimdilerde bu denli sıkıntı yaratan sebeplerin başında, 85 yıllık eytişimin daima 'laik düzen' vurgusuyla egemen olması yatıyor.
Yılmaz Karakoyunlu, "23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplandığında, hilafetin ve saltanatın mahiyet değiştireceği anlaşılıyordu. Ancak hilafet birçok mebusun zihinlerinde ve gönüllerinde, saltanatla aynı şekilde mütalaa edilmiyordu. Hilafetin kaldırılmasıyla biten bu dönem, milli mücadeleyi yürüten kadrolar arasında bile derin görüş ayrılıklarına, gerilime, hatta yurtdışına ilticalara neden oldu." diyor.
Hilafetin ilgasına dair en çarpıcı önerge, Urfa mebusu Şeyh Saffet ve arkadaşları tarafından verilen 2 Mart 1924 tarihli kanun teklifi ile gündeme gelir. Saffet, 'hilafet'in hükümet anlamına geldiğine işaret edip, bu görevi Ankara'nın üstlenmesi nedeniyle hilafet makamına ihtiyaç olmadığını belirtmiştir.
Diğer yandan laikliğe ilişkin kanunların çıkartılması ve ilk kademede hilafetin kaldırılması istiklal savaşı kadrolarının hedefi idi. Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç (içinde yer aldığından) olduğundan hilafet makamı kaldırılmıştır.
Hilafet kaldırılırken Mustafa Kemal'in yanında sadece iki arkadaşı kalmıştır. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü... Diğer taraftan da Mustafa Kemal'in en yakın mücadele arkadaşları hilafetten yana olmuş ve muhafaza edilmesini savunmuşlardı. Ahmet İzzet Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Fethi Okyar, Bahriye Nazırı ve Hamidiye kahramanı Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Nurettin Paşalar hilafetin korunmasından yana tavır sergilediler.
Kemalist iktidar hilafeti, saltanatın bir parçası gibi görüyordu. Millet iradesinin yegane hakimiyet kaynağı ve iktidara tam sahip olabilmesi için, hilafetin kaldırılması gerekiyordu. Hilafet kurumu üzerindeki tartışmalar, 1924 Mart ayından çok önce başlamıştı. 1923 yılında, Adalet Bakanı Seyit Bey, 'Hilafetin Mahiyet-i Şeriyyesi' adlı risalesini yayınladı. Seyit Bey çok önemli ve kişilikli bir dini otoriteydi. Bu konularda geniş bilgi ve tecrübeye sahipti. Bu çalışmasında, hilafetin İslam inancıyla bağlantısı olmadığını da savundu.
Seyit bey o günlerde "Hilafet dini değil, dünyevi ve siyasi bir makamdır" diyordu. Daha sonra kanunun Meclis'te müzakeresi sırasında Adliye Vekili olan bu İslam bilgini bir yıl evvel kaleme aldığı risaleye dayanarak hilafetin ilgası gerektiğini muhaliflere karşı savunmuştur.
Mustafa Kemal seküler hususta kararlı bir tutum izledi. Rejim, hilafeti siyasi iktidardan koparmıştı ve ilga ile hanedanı yurtdışına sürme hazırlığına bile gelmişti. Saltanat lağvedilince, Kasım 1922'de Abdülmecit Efendi halife olarak seçildi. Kısa bir süre sonra da hilafet kaldırıldı.
Efendime söyleyeyim; hilafetimi kaldırdım bekliyorum?