Başbakan bir süre önce, Diyarbakır gezisinde, laf dönüp dolaşıp Kürtçe eğitime gelince, artık "alıştığımız" fantastik çıkışlarından birini daha yapmıştı: "Size verirsek, Lazlar da ister, Çerkesler de ister..." Perihan Mağden baş örtüsü meselesinde "Üniversitede serbest olursa, şurada da olsun isterler, burada da olsun isterler..." diyenlerle başbakanın bu yorumunu birlikte değerlendiriyordu bir güzel. Geçen gün de Burhan Kuzu, Başbakanı ve tabii ki Cemil Çiçek'i aratmayan bir açıklama yaptı, şaşkınlıkla okuduk: "Eşcinsellerin de talepleri var. İstiyorlar diye verecek miyiz. Toplum hazır değil..." filan. Bir kere, en başta bu yukarıdan, buyurgan, kibirli, lütufkar dilden tiksindiğimi belirteyim. Kimin hakkını kime veriyorsunuz ki? Elbette, biz başörtüsü takanlar, eşcinseller, Kürtler ve diğerlerimiz, hepimiz halkız. Bizim isteklerimiz için çalışacaksınız, özgürlüğümüz için, zenginliğimiz için...
Hükümet kendini, kimlere özgürlükler verileceğine karar vermek makamında olan bir kurum gibi görmeye başladıysa, büyük yanlış yapıyor demektir. Bu pozisyona yıllarca oynayan başka kurumlar da olmuştu. Bugün de oluyor. Yargı, hak ve özgürlükler konusunda kendisini hükümet üstü bir tekel olarak görme eğiliminde. Daha yasa önerileri siyaseten müzakere edilmeden siyaset mecralarında, yargının üst düzey yetkililerinin şaşırtıcı demeçlerine şahit olmaya da alıştık. Kuvvetler ayrılığı zaafa uğruyor, daha da vahimi yargı, halk iradesini temsil eden meclisin önüne geçiyor zaman zaman. Bunu, başörtüsü tartışmasında da görüyoruz.
Hükümet ve MHP, başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakma niyetiyle çıktıkları yolda rezil bir noktaya ulaştı maalesef. Çene altı zırvalığı, kabul görmüş durumda. Böylece, bırakın daha özgür bir üniversite yaratmayı, kanunen yasak olmayan baş bağlama biçimleri de kanunen yasaklanmış olacak. Üstelik yönetmeliklerde, başörtüsünün toplu iğnesinin nasıl olacağına dair detaylı açıklamalar yer alacak. Üstelik, Anayasa Mahkemesi, daha şimdiden bu yasaları iptal edeceğinin işaretlerini veriyor, siyasete dahil ve müdahil olma pahasına. Ola ki bu şekilde başörtüsü yasallaştı, ondan sonra başörtüsünün savunulması ve gerçek bir özgürlük talebi neredeyse imkansızlaşacak. Başörtüsü düzenlemelerinin, bugünkü haliyle özgürlükçü düzenlemeler olup olmadığı tartışmalıdır.
Derken, Atilla Yayla'yı da nihayet mahkum ettik. Yayla, 1 yıl 3 ay hapse mahkum olmakla birlikte, mahkemedeki akıllı uslu duruşu nedeniyle cezası ertelendi. Ayrıca, "Denetimli Serbestlik" müessesesinden "faydalanarak" 2 yıl "bir uzman" tarafından gözetim (hacir) altında tutulacak. Olur da ters bir laf ederse, cezasını misliyle paşa paşa çekecek. Bugün, Guardian'a bir mülakat vermiş Yayla: "Türkiye'de kuşlardan ağaçlardan bahsetmek lazım," demiş. Şimdi, iki yıl boyunca, başının üstünde Demokles'in kılıcı ile dolaşacak, derslerinde, konuşmalarında, yazılarında vs. azami ölçüde dikkatli olmak zorunda kalacak. "Bu adam" bir profesörüdür. "Bu adam" Türkiye'nin önde gelen liberallerinden biridir ve "bu adam" az sayıdaki seçkin bilim adamından biridir. "Bu adam" "Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" öğrenciler yetiştirmek derdinde bir üniversite hocasıdır. Bu adamı susturmak için değil, konuşturmak için uğraşmalı her şeyden önce. Yazık.
Gelelim YouTube mevzuuna. Bugün, YouTube'a erişim bir kez daha engellendi. Bu kez, "İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi, "Atatürk'e ve Türklüğe saygısızlık içeren" bir video gerekçesiyle youtube.com'a erişim yasağı getirdi. Daha sonra yasağı kaldırdı." Bu, yanlış saymadıysam -ki mümkün- son 1 ay içindeki dördüncü (4.) aç/kapa vukuatımız. YouTube'a biri bir video koyuyor, siz de Türkiye'nin herhangi bir yerindeki herhangi bir mahkemeye dava açıp siteye erişimi engelleyebiliyorsunuz. Bu yüzden, Ankara, Sivas, Malatya, İzmir mahkemeleri, birbirinden bağımsız olarak siteye erişimi engelleme kararı alabiliyor. Hiç değilse davalar birleştirilse ve bu iş için uzman bir mahkeme kurulsa. Yine de uygulamanın, "erişimin engellenmesi" şeklinde olması kabul edilemez. WordPress rezaletini hatırlamak lazım. Gün geçtikte artan "Bu siteye erişim... kararıyla engellenmiştir" sayfalarından sıkılmaya başladım. Acilen doğru düzgün bir Internet yasasına ihtiyacımız var: Elimizdeki işe yaramıyor!
Tabii, karikatür davaları da bitmiyor. Cumhuriyet çizerleri, Musa Kart ve Zafer Temoçin hakkında 5.5 yıl hapis istemiyle, Adalet Bakanlığı tarafından dava açıldı. Davanın nedeni "Cumhurbaşkanına Hakaret". Oysa Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül, bizzat kendisi konuyla ilgili açıklamalar yaparak, bunun mizah olduğunu filan söylemişti. Demek ki hakarete uğramamış? Zaten Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği de herhangi bir dava / soruşturma falan talep etmediklerini açıkladı. Demek ki Başbakan'ın karikatür hassasiyetini hatırlayıp belki de kendine durumdan vazife çıkaran birileri var. Davalar, TCK Madde 299'a dayanılarak açılmış, ki 301 de olabilirdi bu. Demek ki, TCK'nın antidemokratik maddelerinin değiştirilmesine muhalefet edenler, 301'in koyu savunuculuğunu yapanlar, bir gün bu maddelerin kendilerine de aynen bu şekilde yönelebileceğini hesap etmek durumundalar. Adalet ve özgürlük hepimize lazım. Demek ki, "otoriter legalizm" her tür siyasi partinin elinde güçlü bir silaha dönüşebilir. Demek ki hukuk, herkes için gerekli. İlgili karikatürleri şuradan görebilirsiniz.