Kısa kısa birkaç taze denilebilecek filme değineyim. Uzun uzadıya yazmaya kalksam günlerce içinden çıkamam bu işin. [İlginçtir, bu 7 filmin 3'ü tam ve 1'i de yarım intikam filmi olmuş. Yükselen değer...]
Sweeney Todd - The Demon Barber of Fleet Street:
Tim Burton'ın son filmi. Yine Johnny Depp ve Helena Bonham Carter ana rollerde. Yine Burton'ın bildik atmosferi, yine Burtonesk şarkılar.

Bu kez, şaşırtıcı ölçüde kanlı, şiddetli bir intikam öyküsü anlatmayı seçmiş Tim Burton. Yönetmeni tanıyanlar için yeni bir şey sunmuyor film. Dramatik yapı çok zayıf. Öykü aşırı yüzeysel işlenmiş. Üstelik, müzikal olmasına rağmen, şarkıların melodik yönü zayıf kalmış, sözleri ön plana çıkmış. Bu bir eksi puan bence.
Neticede, Sweeney Todd, vasat bir film. İzlenir mi? İzlenir. Johnny Depp Oscar alır mı? Sanmıyorum. Helena Bonham Carter'a da selamlar.
Yılın fantastik filmlerinden biri Juno. Ergen (teen) hamileliğini konu alıyor. Ana karakter, Juno MacGuff, henüz 16 yaşında, şahane bir kız. Biraz uyumsuz, çok zeki, espritüel, nevi şahsına münhasır, laf ebesi... Yine de düşüncesizce bir 16 yaş macerası sonucu hamile kalıyor. Partneri de yaşıtı, sınıf arkadaşı ve bu olayın sorumluluğunu alacak, algılayacak durumda değil. Neyse, Juno son derece anlayışlı ailesine açılıyor ve çocuğunu doğurmaya ve çocuk sahibi olamayan bir çifte evlatlık olarak vermeye karar veriyor. Olaylar gelişiyor.

Juno, son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden. Gerek konusu (ki bazı bölümleri kafalarda soru işaretleri bırakabilir), gerek senaryosu, diyalogları, gerek casting, gerekse de acayip sevimli müzikleri için izlenmeli. Oscar'da da bir iki ödül alacaktır. (Bu arada, 4 ay 3 hafta ve 2 gün'ü Oscar yarışının dışında bırakan Akademi, Juno'yu kucaklamakla acaba kürtaj tartışmasına katkıda mı bulunuyor derseniz, bilemiyorum.)
Jodie Foster'ın hem başrol oyuncusu, hem de yapımcı olarak yer aldığı bir Neil Jordan filmi. Klasik ve daha çok Amerikan tarzı bir dramatik yapı üzerine kurulmuş bir roman uyarlaması. Her şey iyi giderken, kadının sevgilisi serserilerce öldürülür ve kadın da ağır yaralanır. İyileşince de bir suç makinesine, bir "the equalizer"a dönüşür, adaleti sağlamaya koyulur. Biraz da polisiye eklersin bu öyküye, olur biter.

Özelliksiz bir hikayeyi, bence, Neil Jordan oldukça iyi kotarmış. The Brave One, iyi çekilmiş bir film. Foster'ın oyunu vasatı aşamamış. Filmin çarpıcı sahnelerinde (mesela travma sonrası stres mevzuuna ilişkin sokak çekimleri filan) Foster'dan çok yönetmenin ustalığı göze çarpıyor.
Ortalama bir film. İzlenebilir.
Coenler'in son filmi. Epey de sükse yaptı film ve aldığı sayısız ödüle Oscar heykelciklerinden de birkaç tane ekleyecek gibi görünüyor. Şahsen, filmin genel olarak The Man Who Wasn't There'in gerisinde kaldığını düşünüyorum.

Javier Bardem'in oyunculuğu, aslında oynadığı karakter oldukça sağlam. Neticede, No Country for Old Men, iyi çekilmiş, iyi oynanmış, ama vasat bir film. En iyi yönetmen ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dallarında favori Oscar'da. Coen filmi olduğu için de izlenmeli zaten.
Wong Kar-Wai'nin son filmi. Norah Jones, Jude Law, Natalie Portman, Rachel Weisz gibi isimlerden oluşan şahane bir "all star" oyuncu kadrosuyla çalışmış Wong, bu ilk İngilizce filmi için. Jones'un performansı şaşırtıcı derecede iyi. Portman'ı da beğendim. Filme gelirsek, Wong filmlerinin özgün kadrajları, özgün odaklanmalar, flu ışıklar, trenler, dar alanlar, dar mekanlar...

In the Mood for Love ve 2046 ayarında bir iş çıkarmış Wong. Filmin İlgilizce olmasını başta yadırgamıştım, ama çok da etkilemiyor zaman içinde. Yakın çekimleri sık kullanış Wong. Bir de, her zaman Wong Kar-Wai filmlerinin ruhunu müzik oluşturmuştur. Yani, müziklerin daha "sıkı" olmasını bekliyordum. Yine de fena değil. Benim genel notum 8, Wong Kar-Wai filmleriyle kıyaslarsam da 7. İzlenmeli.
Kevin Bacon'ın bütün çabalarına ve kayda değer performasına rağmen, kurtarmayı başaramadığı bir film, Death Sentence. The Brave One'a benzer şekilde, serseriler oğlunu öldürünce Terminator'a dönüşen bir babayı anlatıyor. Bu dönüşüm, babaya başlangıçta intikamdan ziyade, hem kendisi hem de ailesi için felaket getiriyor. vs. vs.

Death Sentence, kötü yazılmış ve kötü çekilmiş, vasatın altında bir uyduruk film. İzlemeye değmez. Vakit kaybı.
Kanseri tedavi etmek üzere geliştirilen bir tür virüsün bilinmeyen komplikasyonları ortaya çıkar ve bu virüs, dünyayı hızlı bir felakete sürükleyiverir. Kısa süre içinde, New York'ta tek bir kişiden, Robert Neville'den başka normal insan kalmaz. Bu kişi, bir yandan enfekte insanlarla mücadele ederken, bir yandan da bir tedavi bulmaya çalışmaktadır filan. Vasat, eğlencelik bir film. Sonu olmamış açıkçası ve hele 200 küsur milyon bütçeli bir film için hiç olmamaış. Yine de sıkılmadan izlenebilecek bir pop-sinema çalışması. Hem Will Smith iyidir, hoştur.

Ha bir de filmde bir çeşit Bob Marley güzellemesi var, ki ağlasam mı gülsem mi bilemedim.